Hayal gücü ve yaratıcılık, bilgiden daha önemlidir. Bilginin sınırı var, ama hayal gücü tüm evreni kucaklar...
A. Einstein

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Yenilenmiş Bardak Altlıkları



Bardak altlığı kullanmadan olmuyor. Mobilyada ısıdan veya ıslaklıktan kaynaklanan lekeler oluşuyor. Benim de en sık kullandığım bardak altlıklarım yıpranmıştı. Yıpranmasının bir sebebi de yeğenim Ege onlarla oynamayı çok seviyor. Şu yapışkanlı folyolara takmışken bardak altlıklarım da nasibini aldı tabi :)

Üzerindeki salyangozu da kızım hiç sevmiyordu, o da kapandı iyi oldu.


Bu arada bir püf noktası paylaşayım sizinle. Masa veya sehpada oluşan ısıdan kaynaklanan beyaz bir leke olur ya, işte o lekeyi çıkarmak için; kolonyayı lekenin üzerine dökün, kuru bir bez ayarlayın, kolonyayı çakmakla yakın ve beşe kadar sayıp kolonyayı kurulayın. Böylece ateşi de söndürmüş olacaksınız. Ben bu yöntemle "ahşap" masamda olan lekeleri yok ettim. Yine de uyarmalıyım, çok dikkatli olup, herhangi bir kazaya yol açmamaya dikkat edin. Yanan kolonyayı fazla bekletip masanızı da yakmayın :)



6 Temmuz 2010 Salı

İnat Ettik Yağmura Yenilmedik :)





Geçen hafta sonu havayı güzel görüp kardeşimlerle birlikte, aniden pikniğe gitmeye karar verdik. Terkos Gölü'ne doğru yola çıktık. Biz yaklaştıkça hava bozmaya başladı ve kendimizi yağmurun içinde bulduk. Oysa sıcaktan bunalıp, yolda dondurmaları hüpletmiştik :) Bir ara, arabalardan birbirimize, devam edelim mi, geri mi dönelim? Diye işaretler yapmaya başladık. Çünkü dışarı çıkmak mümkün değildi. Tam geri dönmeye başladık, yağmur durdu. Bu arada yağmur yüzünden, döneceğimiz yeri kaçırmışız. Yağmur durduğu için şansımızı denemeye karar verdik. Fakat o da ne? Yağmur yeniden başladı. "Yoksa bu bir işaret mi?"diye söylendik :) Bu bildiğimiz yağmur değil, silecekler bile yetersiz kalıyordu. Umutsuzca yola devam ettik. Göl görünmeye başladığında yağmur da durmuştu. Arabalardan indik, bir süre bekledik. Bulutlar aralanıp arasından güneş sızmaya başlayınca, biz de yayılmaya karar verdik :)

Çocuklar çoktan keşfe başlamıştı bile. Oğlum gülümseyen bir kurbağa yakalamış bize gösteriyordu :)

Balık tutanlar da vardı. Çocuklara bu yavru balıkları vermişler. Hepsi sırayla gelip balıklarını gösterdiler ve sonra göle geri bıraktılar.

Biyolog olmak isteyen oğlum, araştırmalarını derinleştirip, bir de su yılanı yakaladı. Önce onu eve götürmek istese de sonra doğru kararı verip, göle geri bıraktı.

Kardeşim Barış ve eşim mangalı yakmakla uğraşırken, ben de bu güzellikler karşısında daha fazla dayanamayıp, bir kaç fotoğraf çektim. Boş kayıkların fotoğraflarını çekmekten çok keyif aldım :)


Bu köprüyü de görür görmez, Yasemin'e, onu siyah beyaz hayal ettiğimi söyledim.



Fotoğrafları düzenlerken birazcık da oynadım :) Utanmadan da çok beğendim kendi çektiğim fotoğrafları... :)

Daha sonra kayık kiraladık. Önce çocuklara bir tur attırdılar. Tam o sırada Barış'a işaret ederek, "şu amcayı çek mutlaka" dedim. Haksız mıyım ama, tam fotoğraflık değil miymiş?

En sonunda sıra bana geldi. Çocukları, cebren ve hile ile kayıktan attıktan sonra, kocacımla biraz romantik yaptık :) İlk defa kayığa binmemin verdiği endişeyi attıktan sonra, günbatımında fotoğraf çekmeye devam ettim.



Plansız, programsız yağmurla başlayan bu günümüz, tatlı bir yorgunluk ve dudaklarda gülümsemeyle son buldu.
Yazacak daha çok ayrıntı var fakat zaman yok. Kaç gündür bloguma yazı yazmak için oturuyor ama bir türlü tamamlayamıyorum. Yayınlanacak işler birikti. Neyse sağlık olsun diyelim, onların da sırası gelir herhalde...

Fotoğrafların üzerine tıklayıp büyütebilirsiniz. Herkese sevgiler...



30 Haziran 2010 Çarşamba

Kedi Oyuncağı

Geçenlerde bir petshopa gittik. Malum, Pati Bey'in ihtyaçları var. Bir de tırmalama tahtası mı alsak diye düşündük. Kediler içgüdüsel olarak tırnaklarını törpülüyorlar. Bizimki sürekli evde ama yine de tırnaklarını benim antrede kullandığım Hint kilimimde sivriltiyor. Gerçi evin içinde bile avlanmayı başarıyor kendisi. Bakınız, Pis Pati Hain Pati yazıma...
Baktığımız ürünler o kadar basitti ki, bir tahta bir boru, ip ve biraz peluş... Eşim "ben bundan yaparım" dedi. Almaktan vazgeçip kendimiz yapmaya karar verdik.


Bazı parçalarını gardrobumuzun içine raf olarak kullandığımız, eski televizyon sehpasının kalan parçalarını değerlendirmek için saklamıştık. Bilgisayardan bir pati resmi çıkartıp, onu kalıp olarak kullandık. Dekupaj testeresiyle, çizdiğimiz yerlerden kesti eşim. Borunun sağlam olması için, bir de borunun boyutunda daire kestik ve onu hem yapıştırdık hem de vidaladık. Daha sonra etrafına kendir ipini doladık. Başlama ve bitiş kısımlarını zımbaladık.
Boruyu, halı satan yerlerden, kumaşçılardan bulabilirsiniz sanıyorum. Ben masam için deri aldığımda, deri kırışmasın diye bu boruya sarıp vermişlerdi.
Pati şeklini verebilmek için beyaz ve siyah peluşu uygun biçimde keserek, zımba ve silikon tabancası ile sabitledim. Üst kısmına bir delik açıp, oraya bir çubuk taktım ve ucuna da ponponları bağladım.

En çok sevdiği oyuncağını, yani faresini de bir ipe diktim ve onu da alt kısmına bağladım. Bu fare sürekli kayboluyordu zaten :)

Elimde kalan peluşlarla da tepesine bir kedi figürü yapmaya çalıştım. Burnu, çocukların ouncaklarından, bıyıkları ise poşet bağlama telinden. Kuyruğu da var dikkatinizi çekerim :)


Biz eşimle bunu yapmaya uğraşırken, oğlum; "baba niye uğraşıyorsunuz, aynısı satılıyor ya" dedi, eşim de; "evet, hazır da alabiliriz ama kendi yapmanın zevki daha başka" demişti. 150 TL'ye satılan bu ürüne, biz çok daha ekonomik bir şekilde sahip olduk. Kendimiz yaptığımız ve yaparken de çok eğlendiğimiz için bize göre değeri çok daha fazla. Bittikten sonra oğlum da çok beğendi ve "petshopta satılandan daha güzel oldu" dedi. Bu da herşeye değdi :)
Peki Pati Bey bunu kullanıyor mu? Hayır :( Sadece faresiyle oynuyor. Tırnaklarını yine halımda törpülüyor :)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...