Hayal gücü ve yaratıcılık, bilgiden daha önemlidir. Bilginin sınırı var, ama hayal gücü tüm evreni kucaklar...
A. Einstein

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Herşey "burda" başladı :)



O benim birtanem. Çünkü blog arkadaşlarımdan ilk O'nunla konuştum. Kızımın kulağına oyun hamuru soktuğunu öğrenince telefon numarasını verip benimkini istemişti :) İlk konuşmamızda, O bıcır bıcır, bense tutuktum :) Bu konularda çok iyi değilim malesef. Gülen'e de söylediğim gibi, eğer O ilk adımı atmasaydı ben tanışmak için bir teşebbüste bulunmazdım sanırım. Oysa, uzun zamandır yazılarını inatla okuyup, takip ediyordum. Telefonda konuşmaya başlamamızdan itibaren bağımlılık yapıyor. Konuşamadığımızda özlüyorum. Konuştuktan sonra da kendimi çok iyi hissediyorum. Gülen bana iyi geliyor, orası kesin :)
Çok renkli bir kişiliği var. O'nunla kesinlikle sıkılamazsınız. Konuşur ama, konuşmanız bitince, aslında hangi konudan konuşmaya başladığınızı hatırlayamazsınız. Çünkü bir konunun arasına 3-5 konu daha sıkıştırır :) Çok esprili, ben özellikle kendi skarlıklarıyla ilgili anlattıklarına çok gülüyorum. Kendisiyle o kadar barışık ki... En dayanamadığım da annesinden bahsederken sesinin titremesi, çok üzülüyorum o zaman :( Gülen ile sadece telefonda konuşuyoruz ama sanki O'nu yıllardır tanıyormuşum gibi hissediyorum. Birgün gerçekten tanışacağımıza, birbirimize sarılacağımıza inanıyorum ve "seni çok seviyorum Gülen". Zaten benim çevremdeki herkes seni biliyor. Gülen dediğimde başka açıklama yapmama gerek kalmıyor :)
Geçenlerde konuşurken "perim sana kitap göndereyim mi?" diye sordu. Ben de hiç gevelemeden ve de utanmadan "göndeeer" dedim :) Gazeteden kendisine dikiş kitabı alırken, yanındaki örgü kitabını da bana göndermeyi düşünmüş. Fakat yetinmeyip, yanında da bir sürü ciciler göndermiş.


Kargom kapıya gelince, sadece kitap olmadığını hemen anladım. Merakla hemen açtım. Dolu dolu bir paket karşımda... Bu çilekli çantaya da bayıldım, çok şirin. Arkadaşım yine duyarlılığını göstermiş. Haklı ama, naylon poşet kullanmak yerine, herkes yanında bir çilek taşısın :) Bitmedi daha, aşağıdaki güzel hediyeleri de bana göndermiş.



Bu mavi keçeden yapılmış, kuş anahtarlığın da anlamı büyük. Mavi Kuş Derneği için çok güzel çalışmalar yapıyorlar. Ben de yaptıklarımı gönderip, küçük bir katkıda bulunmaya çalışmıştım.

Mavi Kuş Derneği'nin kitap ayracı ve magnetini de göndermiş Gülen'im. Magnet buzdolabımın üzerinde yerini aldı. Kitap ayracım da burda kitabımın arasında :)

Yetmemiş bir de elindeki hobi ve örgü dergilerini de göndermiş. Ben bayılıyorum bu dergilere. Benimkilerin yanında yerlerini aldı onlar da.
İşte bu yazıyı yazmama sebep olan şey "burda" :) Bütün bunlar bana bu kitap yüzünden geldi. Bir de telefonda, " daha çok şey göndermek isterdim" demez mi? Canım benim, asıl sen bana hediyesin bilmiyorsun...


Sevgisini bu kadar net ve güzel ifade eden başka birini daha tanımadım. Ben de seni çok seviyorum canım. Hepsi için ve herşey için teşekkür ederim sana. Utandırdın beni...
Bu ciciler bana daha önce geldi ama araya hafta sonu girip de biz gezmelere gidince, bu güne kaldı.


7 Temmuz 2010 Çarşamba

Yenilenmiş Bardak Altlıkları



Bardak altlığı kullanmadan olmuyor. Mobilyada ısıdan veya ıslaklıktan kaynaklanan lekeler oluşuyor. Benim de en sık kullandığım bardak altlıklarım yıpranmıştı. Yıpranmasının bir sebebi de yeğenim Ege onlarla oynamayı çok seviyor. Şu yapışkanlı folyolara takmışken bardak altlıklarım da nasibini aldı tabi :)

Üzerindeki salyangozu da kızım hiç sevmiyordu, o da kapandı iyi oldu.


Bu arada bir püf noktası paylaşayım sizinle. Masa veya sehpada oluşan ısıdan kaynaklanan beyaz bir leke olur ya, işte o lekeyi çıkarmak için; kolonyayı lekenin üzerine dökün, kuru bir bez ayarlayın, kolonyayı çakmakla yakın ve beşe kadar sayıp kolonyayı kurulayın. Böylece ateşi de söndürmüş olacaksınız. Ben bu yöntemle "ahşap" masamda olan lekeleri yok ettim. Yine de uyarmalıyım, çok dikkatli olup, herhangi bir kazaya yol açmamaya dikkat edin. Yanan kolonyayı fazla bekletip masanızı da yakmayın :)



6 Temmuz 2010 Salı

İnat Ettik Yağmura Yenilmedik :)





Geçen hafta sonu havayı güzel görüp kardeşimlerle birlikte, aniden pikniğe gitmeye karar verdik. Terkos Gölü'ne doğru yola çıktık. Biz yaklaştıkça hava bozmaya başladı ve kendimizi yağmurun içinde bulduk. Oysa sıcaktan bunalıp, yolda dondurmaları hüpletmiştik :) Bir ara, arabalardan birbirimize, devam edelim mi, geri mi dönelim? Diye işaretler yapmaya başladık. Çünkü dışarı çıkmak mümkün değildi. Tam geri dönmeye başladık, yağmur durdu. Bu arada yağmur yüzünden, döneceğimiz yeri kaçırmışız. Yağmur durduğu için şansımızı denemeye karar verdik. Fakat o da ne? Yağmur yeniden başladı. "Yoksa bu bir işaret mi?"diye söylendik :) Bu bildiğimiz yağmur değil, silecekler bile yetersiz kalıyordu. Umutsuzca yola devam ettik. Göl görünmeye başladığında yağmur da durmuştu. Arabalardan indik, bir süre bekledik. Bulutlar aralanıp arasından güneş sızmaya başlayınca, biz de yayılmaya karar verdik :)

Çocuklar çoktan keşfe başlamıştı bile. Oğlum gülümseyen bir kurbağa yakalamış bize gösteriyordu :)

Balık tutanlar da vardı. Çocuklara bu yavru balıkları vermişler. Hepsi sırayla gelip balıklarını gösterdiler ve sonra göle geri bıraktılar.

Biyolog olmak isteyen oğlum, araştırmalarını derinleştirip, bir de su yılanı yakaladı. Önce onu eve götürmek istese de sonra doğru kararı verip, göle geri bıraktı.

Kardeşim Barış ve eşim mangalı yakmakla uğraşırken, ben de bu güzellikler karşısında daha fazla dayanamayıp, bir kaç fotoğraf çektim. Boş kayıkların fotoğraflarını çekmekten çok keyif aldım :)


Bu köprüyü de görür görmez, Yasemin'e, onu siyah beyaz hayal ettiğimi söyledim.



Fotoğrafları düzenlerken birazcık da oynadım :) Utanmadan da çok beğendim kendi çektiğim fotoğrafları... :)

Daha sonra kayık kiraladık. Önce çocuklara bir tur attırdılar. Tam o sırada Barış'a işaret ederek, "şu amcayı çek mutlaka" dedim. Haksız mıyım ama, tam fotoğraflık değil miymiş?

En sonunda sıra bana geldi. Çocukları, cebren ve hile ile kayıktan attıktan sonra, kocacımla biraz romantik yaptık :) İlk defa kayığa binmemin verdiği endişeyi attıktan sonra, günbatımında fotoğraf çekmeye devam ettim.



Plansız, programsız yağmurla başlayan bu günümüz, tatlı bir yorgunluk ve dudaklarda gülümsemeyle son buldu.
Yazacak daha çok ayrıntı var fakat zaman yok. Kaç gündür bloguma yazı yazmak için oturuyor ama bir türlü tamamlayamıyorum. Yayınlanacak işler birikti. Neyse sağlık olsun diyelim, onların da sırası gelir herhalde...

Fotoğrafların üzerine tıklayıp büyütebilirsiniz. Herkese sevgiler...



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...