Hayal gücü ve yaratıcılık, bilgiden daha önemlidir. Bilginin sınırı var, ama hayal gücü tüm evreni kucaklar...
A. Einstein
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2012 Cuma

Koska'dan Sıcak Gelişme

Koska markalı ürünleri yıllardır kullanırım ve çok beğenirim. Bu sefer de hep dışarıda yediğimiz fırında helva keyfini evlerimize getiriyor. Henüz deneme fırsatım olmadı. Malum kalori değeri çok yüksek. Bu yüzden kalabalık bir ortamda yapmalı ki az bir parça düşsün :) Ama Koska ne yapmışsa, güzel yapmıştır...

Fırın şeklinde bir kutunun içinde geldi helvalar. Fırın şeklindeki bu şirin kutuya kızım el koydu hemen. Ben düşünceyi de çok beğendim. Mutfak havlusu ve çok hoş, bizleri onurlandıran, "Sayın Basın Mensubu" diye başlayan bir kartta ekteydi.

Bu tatlı hediyeler için teşekkür ederim Koska.

4 Kasım 2010 Perşembe

Çin Ganimetleri :)


Geçenlerde eşimin Çin'e gittiğini yazmıştım. Bu yazıma yorum yapan sevgili Funda'cığım, eşimin Çin'den getirdiklerini görmek istedi. O'na eşimin incik boncuktan anlamadığını, daha çok çocuklara alışveriş yaptığını söylesem de "olsun varsın çocuk mocuk başkalarına gelen veya alışverişte aldıkları şeyleri seyretmeye bayılırım ben" :) deyince ve başka arkadaşlarım da görmek isteyince, ben de nihayet evin bilumum yerlerine dağılmış ganimetleri toplayıp, fotoğraflayabildim :)

Çin'e gidip, elektronik eşyayla dönmeden olur mu? Hele benim eşim gibi elektroniğe meraklı birisi için bu kaçınılmazdı. Bu küçük alet iPad. Küçük ama çok marifetli. Bilgisayarların yaptığı herşeyi yapıyor neredeyse. Çocukların da yeni oyuncağı oldu. Laf aramızda ben bile bayıldım :)

Dokunmatik ekranıyla kullanımı çok rahat ve keyifli. 

Çocuklar oyun oynuyorlar, hatta paylaşamıyorlar. Onlardan fırsat buldukça ben de oynuyorum çocuk gibi :)

Bu da Çin'de yapılan çay seramonisi için servis takımı. Bunu da görünce bayıldım. Gerçi, ben çay içmek için evdeki en büyük bardağı seçerim ama bunlar benim için tam seyretmelik. Mini mini çok şirinler. 

Bu tepsinin altında bir hazne var. Tam olarak nasıl kullandıklarını bilmiyorum ama, sanırım dökülen çaylar oraya dökülsün gibi bir mantığı olabilir. Nasıl uyduruyorum ama :)





İşte bunlar da, deniz kabuğu hastası oğluma biblo ve yine deniz kabuğundan yapılmış bir rüzgar çanı. Aslında fildişinden kolye uçları da almış eşim, ama oğlum nereye kaldırdıysa bulamadım onları.

Bunlar benim :)

Şu şirin surata bakın. Ne olduğunu asla tahmin edemezsiniz...

Bu şirin kız, bir kumbara. Fakat içindeki paraları almak için bir kapağı yok :( Malesef kırarak almak gerekiyor. Kızım da kıyamadığı için, biblo olarak çalışma masasınında kullanıyor. 

Pandaları hep çok sevimli bulmuşumdur. Eşim de gittiği Chengdu şehri için " burası panda ve dinazor cenneti" demişti. Tabi ki iki tane almayı ihmal etmemiş. Biri Lara'ya biri de yeğenim Yade'ye. İkisi de bayıldı ve bütün gün ellerinde gezdirdiler. Eşim minik yeğenim Ege'mi de unutmamış, ona da akrobatik hareketler yapabilen kumandalı bir araba almış.

Bu da hem gece lambası, hem de saat. Fotoğrafta çok belli değil ama değişik değişik renklere giriyor. Gece daha çok belli oluyor. Alarmı da var, kızım buna çok sevindi. Sabah okula giderken kendi alarmıyla uyanacakmış :) Bazı sabahlar uyansa bile uyuyormuş gibi yapıp, alarmın çalmasını bekliyor :)
Başka birşeyler daha vardı sanki... Ah.. evet bir de kitty aplikeli eşofman. Ona da bayıldık tabi.

Bu da benim cicim. Örnek alabilirsiniz efendim :) Bunun farklı renklisini de Yasemin'e almış.

Bunu da çok beğendim. Rengi çok yansıtamadım ama bu fotoğraftakinden çok daha güzel. Giyilmek için özel bir günü bekliyor. Bu kıyafetin beyaz ve kısa olanı da Yasemin'de. Onu da fotoğraflamamıştım. Bilmeyenler için Yasemin gelinimiz, kardeşimin eşi. Eşim, herkesi elinden geldiğince düşünmüş, birşeyler almış. Anneme ve annesine de şal almış.

Bunu sona sakladım. Canım kocacım, düşünüp bu güzel takımı hazırlatmış benim için...
Tekrar teşekkür ederim aşkım.

İnci çok zarif bir takı. Peki incinin gerçek olup olmadığını nasıl anlayacağınızı biliyor musunuz? Bilmiyorsanız size basit bir yöntem önerebilirim. Gerçek inciyi bıçakla kazıdığınızda, alttan çıkan renk de aynıdır. Hatta çıkan tozu temizlediğinizde, çizilmediğini görürsünüz. Bir de gerçek inci, yanmaz. Benimkiler de test edilip onaylanmıştır :) Şaka bir yana, böyle ürünler alırken, sertifikalı olmasına dikkat ediniz.

Biraz da Çin yemeklerine göz atalım. Bizi  en çok endişelendiren şey, eşimin orada aç kalma olasılığıydı. Damak tadları çok farklı ve bizim yemeyeceğimiz birçok ucubik şeyi yiyorlar. 
İlk gün zorlansalar da daha sonra, kendilerinin de yiyebileceği yemekler bulabilmişler. Daha çok balık ve sebze yemişler. 
Yukarıdaki hanım, bu yemeği masada hazırlamış. Getirdiği değişik sebzeler ve mantarları balıkla beraber pişirip ikram etmişler.

Görünümü pek hoş olmasa da, eşim tadının güzel olduğunu söylüyor. Önce balığını ikram ediyorlar, daha sonra kalan suyunu da çorba olarak sunuyorlarmış.

Herşey soya soslu... Ünlü markaların fast food restoranları da varmış fakat, orada da tavukları bile soya sosuna batırıp kızartıyorlarmış. Ben severim aslında soya sosu ama eşim pek tercih etmez. Mecburen yemişler tabi.

Bunlar bambu haşlaması. Eşim bunu sevmiş. Ben de, evdeki bambularımdan haşlayayım istersen sana dedim, ama istemedi :)



 Bunlar da Çin çaylarımız. Orada en fazla yeşil çay tüketiliyor. Biz de deneyelim diye, yaldızlı kutudaki çaydan demledik. Eşim, "ben oradaki çayları beğenmedim, bu çok güzel oldu" demişti. Ben de yeşil çayı pek sevmem ama şifalı diye içerim. Hatta başka bitki çaylarıyla karıştırırım tadını almamak için. Fakat bunu ben de sevmiştim. Bugün fotoğraf çekerken bir baktım üzerinde "black tea" yazıyor. Niye beğendiğimizi anladım :)


 Ekleme: Bu cicileri nasıl da unutmuşum.

22 Haziran 2010 Salı

Masa ve Sandalye Yenileme




Mufakta kullandığımız bu dikdörtgen, beyaz masamızı İkea'dan almıştık. Fakat yemek masası olarak kullanmaya uygun değilmiş malesef. Daha önce kullandığımız yuvarlak masadan sonra, bu masa daha kullanışlı geldi ve vazgeçmek istemedik. Yenilemeye karar verdik. Ama masadan önce sandalyenin hikayesini anlatayım :)

Benim 10marifet'le tanışmama vesile olan şey, işte bu sandalyedir :) Sandalye yenileme diye arayınca google'dan, karşıma 10marifet sitesi çıktı ve o günden sonra, ben de marifet ailesine dahil oldum. Hatta ilk yazımda bu sandalyeden bahsediyorum :)

Önce sandalyenin minder kısmını söküp, demirlerini beyaza boyadı eşim. Daha sonra minder kısmı için aldığımız, ince sünger ve beyaz deriyi zımba aleti yardımıyla gerdirerek kapladık sandalyeyi. Burada bir püf nokası var; deriyi gerdirip sabitlerken, kare olsun yuvarlak olsun farketmez, bir tarafı sabitleyince, devamında direk karşı tarafı sabitlemek işimizi kolaylaştırdı. Böylece sandalyelerimizi yenilemiş ve de beyaz masayla uyumlu hale getirmiş olduk. Aslında daha önce yayınlamam gerekirdi bu sandalyeleri fakat bir kat daha boya atılacaktı. "Kurusun bir kat daha boya atarım" diyen eşime sesleniyorum, "bir yıl geçmiş aradan kurumuştur herhalde:)"

Masada önce çizikler oluştu, daha sonra çiziklere gelen su boyasını kabarttı. Kötü bir görüntü oluştu. Yemek yemediğimiz zamanlarda örtü kullanıyordum ama yemek yerken de göze hoş görünmesi gerekmez mi? Masanın üzerini de deri kaplasam nasıl olur diye düşündüm, bir de cam kestirirdik üzerine...

Sandalyeler de biraz görünüyor kenarlardan. Tam fotoğraflarını çekmemişim. İdare edin :)

Deriyi masanın üzerine göre ölçüp, arkasından pastel boya ile çizdim. Sonra çizdiğimiz yeden kestik ve masaya serdik. Yine masanın ölçüsüne göre kestirdiğimiz camı da masanın üzerine koyduk ve aşağıdaki gibi bir görüntü oldu. Biz de masamızı yeniden kazanmış olduk. Hem hijyenik, hem şık oldu.

Camı kestirirken küçük bir hata yapmışız. Camcıya tam ölçü vermişiz. Halbuki kenarlardan 2-3mm taşsaydı, kenara gelen su hemen camın altına kaçmazdı. Aklınızda bulunsun!

Derinin kırışıkları zamanla düzeliyor. Fotoğrafları yaptığımız zaman çekmiştim, kırışıklar kayboldu şimdi. Bir de renkli camlar var beyaz, siyah... Onlar da tercih edilebilir. Bu da bizim sonradan aklımıza geldi :)
Fındıklar Terme'den :) Eşimin ailesinin fındık bahçelerinden...


14 Haziran 2010 Pazartesi

Pullu Peçete Halkaları


Daha önce masa örtümü yayınlamıştım burada. Kenarından artan pullu kurdele ile bir peçete halkası yapmak istedim. Aklıma sevgili GeCe'nin yaptığı kolay peçete halkaları geldi. Gördüğüm zaman da o kadar basit ve pratik geldi ki, Yasemin'lere gideceğimiz gün bunları bir saatte hazırladım.

Yapımını GeCe çok güzel anlatmış ama, ben de kısaca anlatayım size.
Gerekli malzemeler;
  • Asetat (kırtasiyelerde bulunuyor)
  • Kurdele veya güpür...
  • Yapıştırıcı
  • Hayalet ip (tuhafiyelerde bulunuyor)
  • Zımba aleti

Önce, istediğimiz kalınlıkta kesiyoruz asetatı. Ben kurdeleme göre ayarladım kalınlığını. Daha sonra daire şekline getirip, zımbaladım. Zımbanın peçeteyi zedelememesi için, açık tarafının, kurdeleye bakmasına dikkat ettim. Asetatın çevresini kaplayacak şekilde kurdelemi kestim. Benim kurdelem delikli olduğu için, yapıştırıcı uygun değildi. Bu yüzden hayalet iple birleştirdim. Bu ip misinaya benziyor ve görünmediği için de kötü bir görüntü oluşturmuyor. Kalın kurdelelerde silikon tabancası da kullanılabilir bence. Daha da pratik olur herhalde.


Daha ayrıntılı, fotoğraflı anlatımını ve farklı modelleri, sevgili GeCe'nin blogunda bulabilirsiniz.

Herkese iyi haftalar diliyorum.

9 Haziran 2010 Çarşamba

Pindakaas İstiyorum...

Hollanda'da doğduğum için, ben bu tatla çocukluğumda tanıştım. Blogumun adı chicolatta olmasa kesin pindakaas olurdu herhalde :) Türkiye'ye döndükten sonra unuttuk tabi bu tadı. Ya da ben öyle zannediyordum. Ben hamileyken öyle çok aşeren biri değilimdir ama, nedense o zaman da aklıma fıstık ezmesi gelmişti. Hatta, markette görüp almak için yere eğildiğimde kalkamamıştım. Gülmeyin :) çok kilo aldığımdan değil, çok fena bel ağrısı çekiyordum. Aldığım fıstık ezmesinin Calve Pindakaasla alakası yoktu ama idare ettim. O zamandan bu yana 11 sene geçti. Hala Türkiye'de Calve fıstık ezmesi yok. Ya da ben hiç rastlamadım. Calve, duy sesimi...
En sonunda anneme "anne Hollanda'dan gelen olursa ister misin?" diye sordum. O da, orada yaşayan arkadaşlarına söylemiş. Tabi annemi kırmayıp iki kavanoz göndermişler. Fakat malesef gümrükte büyük kavanozu almışlar :( Hainler, hiç olmazsa küçük kavanozu alsaydınız...
Sonunda, küçük kavanoz da olsa, yıllar sonra ben özlediğim tada kavuştum. Evdekilerin sevmemesini umarak beğenilerine sundum :) Kızım beğenmedi, "ohh" derken oğlum ve eşim içine düştü :) Kavanozu kaçırdım onlardan, çünkü kardeşimin de tadıp o günlere gitmesini istiyordum. Neyse ki kardeşime de ayırabildim.

Fıstık ezmesine de post yazılır mı demeyin. Kalorisi de yüksek ama n'apayım seviyorum :)



2 Haziran 2010 Çarşamba

Masa Örtüsü ve Runner

Annem geçen gelişinde yanında bu kumaşları ve pullu kurdeleyi getirip, Yasemin'le (gelinimiz) bana sürpriz yapmış. Zaten bizi birbirimizden ayırmaz, o yüzden ikimize de aynı masa örtüsü ve runner (şerit örtü-kapak örtü) dikti.

Annemle beraber birşeyler yapmak ve ondan birşeyler öğrenmeyi seviyorum. Hele bir de kahve eşliğinde olunca, değmeyin keyfime... Beraber konuşa konuşa, "öyle mi yapsak, böyle mi yapsak" diye, deneye deneye birşeyler çıkarmak, hatta bazen yaparken küçük küçük tartışmaktan çok hoşlanıyorum. Ben sanki çok biliyormuşum gibi ortaya bir sürü fikir atınca, bu tartışmaların sonu annemin "sus biraz kafamı karıştırma" sözüyle son bulur her zaman :)

Çok güzel kumaşlar ve pullu bir kurdele seçmiş ama, çok zevkli değil mi? İkimizin evi de kahverengi ve krem rengi ağırlıklı olduğu için, çok uyumlu oldu.

Yukarıdaki fotoğraf, Yaseminin masasından bir görüntü...


Bu da benim masamdan bir görüntü...

Fotoğrafları iki arada bir derede çektiğimden, çok beğenmedim, ütüsü bile bozulmuş :( idare edin lütfen.
Artan pullu kurdele ile Yasemin'e peçete halkaları da yaptım. Onları da fotoğraflayıp daha sonra yayınlayacağım.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...