Hayal gücü ve yaratıcılık, bilgiden daha önemlidir. Bilginin sınırı var, ama hayal gücü tüm evreni kucaklar...
A. Einstein
tom ve jery etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tom ve jery etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2010 Çarşamba

İki Hafta Sonu İki Vukuat



Yaz geldi, havalar ısındı, artık evde durulmuyor. Tatile çıkıp çıkamayacağımız da henüz belirsizliğini koruduğundan, her bulduğumuz fırsatta atıyoruz kendimizi dışarı. Allahtan ki İstanbul bu anlamda çok zengin. Gezilecek görülecek o kadar çok yer var ki...
Önceki hafta sonu Büyük Ada'ya gidelim dedik ve attık kendimizi dışarı. Ada vapurunu son anda yakaladık. Daha sonra üst katta açık havada bulduğumuz ilk yerlere oturduk. Çocuklar da vapurda gezmeye başladılar. Halaları gelmişti Samsun'dan, o da onların fotoğraflarını çekiyordu. Daha sonra vapurun arka tarafına manzaralı bir yere geçtik. Tabi benim kurtlu oğlum yine oturamadı yerinde. "Hala yerimi tut" deyip gitti. O sırada vapur yavaşlamış, Heybeliada iskelesine yanaşıyordu. Burada yolcu indirip Büyükada'ya geçecekti. Benim sevgili oğlum geldiğimizi sanıp, inmiş vapurdan. Eşim de kızımla beraber kenardan bakıyorlarmış. Derken vapur hareket edip uzaklaşmaya başlayınca, iskeleden deli gibi iki kolunu açmış sallayarak "Babaa" diye bağıran bir çocuk görmüşler. Tabi ki bu benim yaramaz oğlum Volkan'dan başkası değil. (Çok manidar; şu anda Sezen Aksu "Ada Vapuru Yandan Çarklı" diyor bana...:) Eşim hemen kaptan köşküne çıkıp, kaptanın iskeledeki görevlilere bilgi vermesini sağladı. Başta almamıza karşı çıksam da, yanında cep telefonu olduğu için sevindim. Önce yanında olmadığını düşünmüştüm. Çünkü hiç şarjı dolu olmaz veya yanında olsa bile bana taşıttırır :) Neyse ki arayıp ulaşabildik bu sefer ona. "Bekle, seni almaya geleceğiz" dedik. Daha sonra görevliye vermesini istedik telefonu. Bizim gidip gelmemiz daha çok zaman kaybettireceği için, görevliden Volkan'ı, bir sonraki Büyük Ada vapuruna bindirmesini rica ettik. Bir saat sonra Volkan sallana sallana ve de sırıtarak yanımıza geliyordu. Aslında hiç endişelenmedim. Çok hareketli bir çocuk olduğu için, daha önce defalarca markette kaybolmuş, kendi kendine danışmaya gidip anons ettirmişti :) Biz de her seferinde bu kesin bizimki diye gittiğimiz danışma bölümünün içinde Volkan'ı dans ederken bulmuştuk :)
"Korktun mu?" diye sorduğumda, "hayır, beni gelip alacağınızı biliyordum" dedi. Ada gezimizin geri kalanı çok güzeldi. Faytonla gezdik, güzel yerler görüp fotoğraflar çektik. Balık yedik. Bir de Adalarspor'un şampiyonluk sevincine şahit olduk. 2. Amatör kümeden 1. Amatör kümeye çıkmış kendileri, tebrik ediyoruz...

Vapurla adaya giderken. Kadro tam...

Heybeliada'dan, Büyükada'ya tek başına gelen oğlum.

Fotoğraf çekinirken bile didişen, Tom ve Jerry.

Neye küstüğünü unuttuğum prensesim. Fotoğraf ilginç ama...

Balığın üzerine bol köpüklü kahve...

Sokaklar onlara kalmış, istedikleri gibi yayılıyorlar :)

Kasabın önünde kedi bekliyor, bu görüntülere artık pek rastlanmıyor.

Adada günbatımı ve martılar...

Adalarspor şampiyonluğunu kutluyor.

Ada macerasının sonu. Eve dönüş...

Geçen hafta sonu da Beşiktaş'taki Yıldız Parkı'na gittik. Burası çok eski bir park olmasının yanında çok bakımlı ve güzel. Sıcaktan bunaldığımız zamanlarda, koyu gölgelikleriyle bizi serinletsin diye, tercih ettiğimiz bir yerdir. Neyse efendim, yanımıza yiyeceklerimizi, çocuklar eğlensin diye bisikletlerini ve scooterlarını aldık. Kızım yandaki yardımcı tekerleklerini çıkarttırdı babasına. "Artık iki tekerlekle sürmeyi öğrenmem lazım" dedi bilmiş bir edayla... Oğlumun yepyeni bisikletini apartmanın içinden çalmışlardı. O da mahallenin bisikletçisinde gördüğü, ve scooter sandığı, ama bizim ne olduğuna hala karar veremediğimiz şeyi aldı. Hatta onu almak uğruna, psp için biriktirdiği parasından harcadı :) Aslında deneyince gördük ki gerçekten kullanması çok zevkliymiş :) Evet biz bile denedik :)
Çok güzel yerler vardı. Yine fotoğraflar çektik. Yemeklerimizi yedik. Çocuklar birkaç ağaca tırmandı ve dönüş vakti geldi. Arabaya doğru giderken, benim sabırsız oğlum yine bizden önce yola fırladı. Zaten sürekli "bu yokuştan aşağıya ne güzel gidilir" deyip duruyordu ki, biz "hayır oradan değil" diyene kadar yokuştan bıraktı kendini scooterıyla... Gözden kaybettiğimiz için arabayla aramaya karar verdik. Tam O'nun indiği yokuşun başına gelmiştik ki, başında bir güvenlik görevlisiyle köşede oturuyor, bize gülümsüyordu. Hadi gel dediğimde, güvenlik görevlisi bana "fena yaralanmış" dedi. Yanına gittiğimde gördüm ki, dizi çok kötü sıyrılmıştı. Biraz da omzu... Hemen arabaya binip, bir eczanede pansuman yaptırdık.
Ama çok zevkliydi diyor, hala :) Aşağıya doğru inmeye başlamış ve çok hızlanmış, duramamış. Bir de düşerken "her yer ne kadar bulanık görünüyor diye düşünüyordum" diyor :) Üstelik o hızda düşerken şarkı da söylüyormuş, everybody dance now :) Sadece sıyrıklarla atlattığı için şanslıyız. Karşıdan araba da gelebilirdi... Allah'ım sen oğluma akıl fikir ver, bize de sabır...

Yıldız Parkı, oğlum ve scooteri...

Çiçek sevgisi :)

Şunun güzelliğine bakın. Bir süre headerim olacak kendisi.

Oğlumun deyimiyle, zengin ördekler :) Gölün üzerinde evleri varmış :)

Ahenk...
Ağaca tırmanma çalışmaları.





Keşke denemeyle kalsaydı :( Halası da görünmüş :)
Moralleri düzeltmek için, yaralı yaralı gidilen Cevahir AVM'deki Atlantis Eğlence Merkezi.

Hızlı şoför :)

Not 1: Volkan, Ağustosta 11 yaşına giriyor. Lara, 6 yaşında.
Not 2: Buraya kadar sabırla okumayı başardıysanız, bir tebriği hak ettiniz.

16 Mart 2010 Salı

Zaman Akarken Biz...

Uzun zaman oldu yazmayalı...
Annemin geldiğini zaten yazmıştım. Bu süre içinde neler olduğunu kısaca anlatmam gerekirse, biraz annemle vakit geçirmek istedim, çok da iyi geldi :) Hafta sonu kardeşime gittik hep birlikte. Biraz da orada kalayım dedi ama, torunları arasında paylaşılamıyor, gün sayıyorlar. İki tarafta da eşit kalması gerekiyormuş :)Bu arada 03 Mart'ta kızımın doğum günü vardı. Meleğim bir yaş daha büyüdü, 7 yaşına girdi. Hatta kendisine göre o kadar büyüdü ki AŞIK bile oldu :) Kızım ana okuluna gidiyor ve sınıf arkadaşı Ali'ye aşık olmuş... Aniden, birdenbire... Daha önce Ali'den hiç bahsetmezken, bir gün okuldan geldi ve "anne ben aşık oldum" dedi. Ben ne tepki vereceğimi bilemedim ama anlatmasından da çok hoşlandım. Bu arada kızım çok hassas ve romantik bir kişiliğe sahip. Giysisinin üzerindeki kalp resmi için, "bu bana Ali'yi hatırlatıyor" diyor. Ali'nin elini kağıdın üzerine koyup etrafından çizmiş, sonra da içine A ve L harflerini yazmış ?!.!??!!... Oğlum soruyor "anne sen Ali'yi hiç gördün mü?" diye, kızım hemen atılıyor lafa "hayır, henüz tanıştırmadım..." Bir de bu aralar Ali Baba'nın çiftliği şarkısını dilinden düşürmüyor :) Çok alem bu çocuklar...

Geçen gün göz muayenesine gitttik. Oğlum zaten gözlük kullanıyordu ama malesef numaralar biraz büyümüş. Ve kızım da artık gözlüklü oldu :( Abisinden ve babasından da gördüğü için çok fazla zorlanmadı. Sanırım O'nu en çok düşündüren şey, Ali'nin ne diyeceğiydi... Şimdi kırmızı gözlükleriyle sevimli sevimli dolaşıyor ortalıklarda :)

Kızıma doğum gününde çok güzel hediyeler geldi. Ama bu çok özel hediyeyi, babaannesi onun çeyizi için yapmış ve göndermiş. Anneeee, ben de bir tane istiyorum :)



Tam zamanında gelmiş bu çeyizler anlaşılan :)


O kadar güzeller ki, o yüzden dayanamadım bir sürü fotoğraf çektim.

Gerçi annem, bana da bunu almıştı bir önceki gelişinde, haksızlık etmeyeyim :)



Lap Top hala tamirde, galiba yenisini vereceklermiş. Bir an önce gelse de, ben de bloguma daha fazla zaman ayırsam...

22 Ocak 2010 Cuma

Tatil Geldi Ama...



Tatil geldi, çok hoşgeldi. Oğlum tadir belgesi getirdi. Şimdi dinlenme zamanı ama bir program yapıp, her gün ders çalışmasını sağlamaya çalışacağız. Bunu yapmazsak, internet ve televizyonla geçiriyor bütün zamanını. Bir de iki kardeş didişerek...
Kızıma gelince, onlara da karne yerine, gelişim raporu veriliyor. Ama bu seneki aksaklıktan biz de payımızı aldık. Karnelerin basımı gecikince, sabah okulda bugün verilemeyeceği söylendi. Bizim kız da eve dönmek istedi. Fakat ilerleyen saatlerde dağıtmışlar karneleri. Biz alamadık ama ben biliyorum ki kızım okulda çok uyumlu, arkadaşlarıyla iyi geçiniyor. Sayıları tanıyor... Aslında harfleri bile tanıyor. Bazı kelimeleri yazıp okuyabiliyor. Ama biz engellemeye çalışıyoruz. Zamanı gelince doğru şekilde öğrenmesi için.
Nasıl geçecek bu tatil bilemiyorum. Endişeliyim. İki kardeş hiç anlaşamıyorlar. O yüzden Tom ve Jery diyorum ben onlara :) Dört buçuk yaş araları var ondan mı? Yoksa, biri erkek biri kız olduğundan mı, bilemiyorum... Bizler çocuklarımızla çok konuşan, anlatan ebeveynleriz ama nerede yanlış yaptığımızı bilmiyorum. Sanırım zamana ihtyacımız var. O zaman Allah bana sabır versin...
Herkese iyi tatiller.

3 Temmuz 2009 Cuma

Benim de FikrimMühim...

Dün akşam üstü, FikriMühim'den paketim geldi. Deneyip fikrimi söylemek üzere. Madem öyle, bende Selpak Kağıt Bez hakkındaki düşüncelerimi paylaşıyorum sizinle. Öncelikle paketi açar açmaz, çok güzel bir koku yayıldı. Kendisinden parfümlü ama deterjansız. Bu hoşuma gitti. Dışarı çıkmamız gerektiğinden hemen kullanamadım. Aceleyle yemek yenip çıkılsın diye uğraşırken, benim sevgili Tom ve Jery'm her zamanki gibi masada rahat durmadılar ve bir bardak kara üzüm suyu masaya yayıldı. Tabi benim saçlar birden diken diken oldu. Hem söylendim, hem de elbezi ile temizlemeye uğraştım, canım da sıkıldı üstelik. Evet masayı temizledim ama, elbezini temizlemek için daha çok uğraştım. O anda Selpak Kağıt Bez olsaydı yanımda, siler ve atardım. Belki söylenmez, canım da sıkılmazdı. Sanki kurmaca reklam metni gibi oldu, ama değil, birebir yaşanmıştır :)
Gelelim bu güne, kağıt bezi önce kuru şekilde kullandım. Toz aldım, aynayı sildim bir de parmak izi kalan inox tost makinem ve katı meyve sıkacağımı sildim ama onda pek başarılı bulmadım. En azından kuru şekilde. Kuru iken daha sert bir yapıya sahip olan kağıt bez ıslanınca yumuşadı. Ele daha iyi gelir oldu. Tezgahı sildim, yıkadım, sıktım hiç sorun yok. Ne yırtılıyor ne de leke kalıyor. Dayanıklı yapısı sayesinde, deterjanla bile kullanılıyor. En sonunda da çöp kutusunun etrafını ve kapağını silip attım. Önceden, bu gibi yerleri silmek için bazı bezleri ayırır ve sildikten sonra atardım. En çok da bu gibi yerler için kullanışlı olabilir. Tuvalet temizliği, çöp kovası, pencere önleri gibi yerleri temizlendikten sonra atılması gerekiyor. Islak kalan bezde bakteri ürüyor. Hele evde çocuk varsa, ellerinin izini her yerde görebilisiniz. Veya mutfakta masanın altı, bir kediyi doyuracak hale gelebilir. Mutlaka iyi birşeyler yazmak adına değil gerçekten hijyenik olduğunu düşünüyorum. Evin tüm genel temizliğinde kullanılabiliyor. Fiyatı 3,95 tl. 30 yaprak ve 7,5 metre.

8 Haziran 2009 Pazartesi

Çocuklarla Sinema


Dün yani pazar günü, çocuklarımla sinemaya gittik. Planımızda yoktu ama "bakalım hangi filmler varmış" derken kendimizi sinemada bulduk. Eşim bize katılmadı. Bizde üçümüz anne çocuk günü yaptık. Malum benim Tom ve Jery'm, her konuda olduğu gibi bunda da fikir ayrılığına düştüler. Uzunca bir karasızlıktan sonra Müzede Bir Gece adlı filme gidelim dedik. Biletleri alırken görevli bayana "yaş sınırı var mı?" diye sormayı da ihmal etmedik. Fakat bize dört yaş denmesine rağmen filmin en başında koskocaman "7 yaş ve üzeri" yazıyordu. Bir an oğlumla göz göze geldik çünkü kızım henüz beşbuçuk yaşında. Kısa bir tereddütten sonra, kızıma döndüm ve "benim bakma dediğim yerlere bakma olur mu?" dedim. Ben çocuklarımla oturur çizgi film bile izlerim, filmlerdeki animasyonları, efektleri anlatırım. O yüzden kızımın filmde kalmasına müsade ettim ve izledik.

Neyse ki, umduğumuz gibi çıkmadı. Bazı çizgi filmlerden bile daha masumdu. Kızım arada sıkıldı kalktı dolaştı. Oğlum bayılır böyle fantastik filmlere, o pür dikkat seyretti ve çok beğendi. Çıkışta babasına heycanla anlattı. Eşim bize katılmadığına pişman oldu.

Fantastik filmlerden hoşlananlar için, özellikle hayal gücü geniş olanlar için izlenebilir güzel bir film. İçinde bazı bilgileri de barındırıyor. İlk kadın pilot, Mısır Tanrısı, Napolyon, Einstein, Abraham Lincoln, uzaya ilk giden maymun gibi daha bir sürü tarihi olay ve şahsiyet...Bu tarihi yüzlerin canlanmış bir şekilde önümüze çıkması, bazı bilgilerin eğlenceli bir şekilde sunumu çocuklar açısından akılda kalıcıydı. Bu bakımdan da hoş bir film.


Hep birlikte gittik yemek yedik, biraz alış veriş, sonra tatlı bir yorgunlukla eve dönüş.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...