Hayal gücü ve yaratıcılık, bilgiden daha önemlidir. Bilginin sınırı var, ama hayal gücü tüm evreni kucaklar...
A. Einstein
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2012 Salı

Çanta Kurtarmaca ve Bizden Haberler

 Bu çanta nereden geldi evimize hatırlamıyorum :) Geçen hafta kızım okul gezisine gidecekti. Evdeki onca çanta içinden bunu seçti. İçine suyunu, atıştırmalıkları ve yedek kıyafetini koyacaktık. Çantanın üzeri de lekeli. Ne yaptıysam çıkmadı. Ama Lara tutturdu illa ki bu çantayla gidecekmiş :) 
Bir gün önceden ne giyecek, hangi çantayla gidecek hepsini hazırladı. Benim gözüm hala üzerindeki lekelerde tabii...
Sonra aklıma geçenlerde aldığım tekstil kalemleri geldi. Önce görünmeyen bir yerinde deneme yaptım. Biraz dağılma oldu. Bu tarz bir kumaşa olmayacağını biliyordum ama yine de düşündüğüm kadar çok bir dağılma olmadı. Pamuklu kumaşlarda daha iyi sonuç alacağıma eminim. 
Gelişi güzel bir kaç çiçek ve çimenlerle, çantanın lekeli kısımlarını kapattım :) Kızım istediği çantayla gitmiş oldu. Ben de günü kurtarmış oldum. İstediği çantayla gidemeseydi, veya istediği kıyafeti giydirmeseydim, kendini çok kötü hissedecekti... Bazen onun istediğinin dışında şeyler giydirdiğimde, mesela eşofman veya bol kıyafetler, "anne sünepe gibi oldum" der ve suratı asılır. Sonuçta da kazanır :)

Bizden haberlere gelince,
Hafta sonu annem, kardeşim, eşi ve yeğenlerim bizde kaldılar. Sabah oğluma ekmek almasını söyledim. Biz çocukken hiç itiraz etmeden giderdik. Şimdiki çocuklar mı böyle, benim çocuklarım mı böyle bilemiyorum. Çok üşengeçler...
Volkan da,"Lara gitsin" dedi.  Neyse, Lara ve Yade birlikte hoplaya zıplaya bakkala doğru gittiler. Bu arada ben kahvaltıyı hazırlamaya devam ederken, Yasemin (Yade'nin annesi) pencerede arkalarından bakıyordu. Ekmeği almış dönerlerken Yade, yerde yatan üç köpeği görüp durmuş. Eğilip onlara bakmasıyla birlikte, üç köpek birden yeğenime saldırmışlar. Ben Yasemin'in çığlıklarıyla pencereye koştuğumda, Yade koşarak eve doğru geliyordu. Eve geldiğinde korkusu yüzünden okunuyordu. Zavallı kızım benim, çok korkmuş, hatta şok olmuştu... Hemen "köpek seni ısırdı mı?" diye sorduk. Evet ısırmıştı... Isırılan yere baktık, kot pantolona rağmen, bacağına dişini geçirmeyi başarmış. Kan yoktu ama mosmor olmuştu. Biz panikten ilk müdahale olan, sabunla yıkamayı atlayıp, hemen hastaneye götürdük. Bu arada da belediyeye haber verdik. Bir süre sonra geldiler. Köpekler hala oradaydı. İki tanesinin kulağı etiketli, birinin değildi. Telefonda bana, çocuğu hangi köpeğin ısırdığını sordular. "O panikle görebilmiş midir, bilmiyorum" dememe rağmen, mutlaka öğrenmek istediler. Hepsini alamazlarmış, ısıran hangisiyse sadece onu alabilirlermiş... Mecburen, biraz da atarak, kahverengi olanın ısırmış olabileceğini söyledik. Daha doğrusu Yade öyle söyledi. Ne kadar doğru, bilemiyoruz.
Pencereden de, onları izlemeye devam ettik. Sinir içinde nasıl yakalayamadıklarını izledik annemle. Araçtan inmeden, arabanın altında yatan köpeğe, yakalama sopasını (adını bilmiyorum, hani şu ucundaki halkayı kafasına geçirdikleri alet) uzattılar. Sanki hayvan da aptaldı, ona sopa uzatılınca öylece duracaktı...
Veteriner hanımın da içinde bulunduğu araçla, sokaklar arasında tur atmaya başladılar. Ben pencereden köpeğin onları atlatıp başka sokağa girdiğini görebiliyordum. Daha ne kadar aradılar bilmiyorum ama Pazartesi sabah o köpekleri yine evimin karşısında yatarlarken gördüm.
Buradaki amaç köpeğe zarar vermek değil, fakat ısıran bir köpeğin 10 gün kontrol altında tutulması gerekiyor. Bu bir önlem. Yade 5 kez kuduz aşısı olacak. Eğer köpek sağlıklıysa, 3 doz da yeterli olacaktı.
Bizden ısrarla raporları almaları gerektiğini söyleyen görevliler, yakalayamadıkları için sanırım, bir daha ne aradılar ne sordular...
Yade'nin yaşadığı travma, annesinin yaşadığı şok, evlerine döndüklerinde ikisinin de kendilerini sıktıklarından dolayı,  ağlama kriziyle son bulmuş... 
Çocuklarımız hayvanları çok seviyorlar, sevsinler de zaten. Ama bu başı boş hayvanlar beni hem üzüyor, hem de korkutuyor. Deli gibi köpek almak isteyen Yade, artık balık almak istiyor :)

Çok uzun yazdım çok :) Şu anda evde banyo tadilatı var. Usta gidiyor, benim de biraz ortalığı temizlemem lazım. Off! 
Hoşça kalın şimdilik...

Not: Kontrol etmeden yayınlıyorum, anlaşılır yazmışımdır umarım :)

21 Aralık 2011 Çarşamba

Bizim Evin Bücürleri :)


Kızım en sonunda pankart açtı :)
İki kardeşin hiç anlaşamadığını daha önce de anlatmıştım. Sürekli kavga ediyorlar. Tartışmalar ilerleyince, fiziksel temas başlıyor, en sonunda da kızımın kulakları tırmalayan çığlığıyla ve benim müdahalem sonunda son buluyor. Ben geriliyorum, onlara kızıyorum. Daha benim sinirim geçmeden, onlar konuşmaya gülüşmeye başlıyorlar. Tabi bu durum da kısa süreli... Aynı döngü sürekli tekrarlanıyor bizim evde. Olan yine bana oluyor, sinirlerimin yıprandığıyla kalıyorum :)

Geçen gün bir baktım, kızım kağıtlara birşeyler yazmış, ayaklarını yere vura vura "kardeşee şiiiddet istemiyoruuuz!" diye bağırarak dolaşıyor evin içinde :) Yukarıdaki "pankartcığı" hazırlamış :) Resimde abisini kendisine vururken çizmiş. Yüzüne dikkat lütfen :)
Diğer pankartcıkta ise, "güzel bir hayat istiyoruz" yazıyor. Resimlerin birinde abisi onu dövüyormuş, üzerine çarpı koymuş bu yüzden. Yanındaki çizimde de ikisi de iyi anlaşıyorlarmış, mutlularmış. Yanına da tik koymuş :) Oğlum bile bunları Lara'nın elinde görünce gülmeye başladı. Aslında belirtmem gerekir ki, oğlum kardeşine gerçekten vurmuyor. Biraz itip kakıyor, hırpalıyor. Kızım da artık kendini savunmaya başladığından, o da karşılık veriyor. Anlayacağınız, ikisi de birbirinden aşağı kalmıyor :)

Efendim, bu ağaç kalemlere gelirsek, üzerinde oğlumun ismi yazan kalem, ona anneannesinden hediye. Oğlum böyle ilginç şeylere bayılır :) Onun önündeki diğer ağaç kalem ise, oğlumun kendi üretimi. Bir dal parçasının içini bir miktar oyup, kalem uçlarını yerleştirmiş :)
Bazen ince uç, bazen de kalın uç takıyor. Çok fonksiyonlu yani :) "Anne bunları da yayınlar mısın?" dedi. Ben de kırmadım onu ve size de gösteriyorum oğlumun marifetini :)
Evin üçüncü ve en bücürü Pati. Nerede bir kutu veya poşet görse içine girer. Poşetleri ondan almaya kaltığımızda, patilerini üzerine koyar ve vermek istemez. Poşetin içine girdiğinde, onu sürüklememizden de çok hoşlanır. Eğer büyük bir poşetse, dikkat etmemiz lazım, çünkü içinde Pati olabilir :)

Bu kutu da İkea'dan aldığımız abajurun kutusuydu. Pati de hemen sahiplendi tabii. Bu da onun kutusuyla gezintiye çıktığı video...
Not: Pati o kutuda zorla tutulmamaktadır. Gülebilseydi, eminim yukarıdaki gibi sırıtıyor olurdu :)

10 Ekim 2011 Pazartesi

Hayatın Anlamı...

Geçen gün eşimin bana gönderdiği maili sizinle paylaşmak istedim.
Hayatın ta kendisi, acı ama gerçek...

Bugün evlilik yıl dönümümüz. 1998 yılından beri diş fırçalarımız yan yana bizim. Ve umarım hayatımızın sonuna kadar dördüncü resimde kalırız...

Şimdi bana müsaade, gidip eşimin en sevdiği yemekleri yapacağım :)


13 Temmuz 2011 Çarşamba

Açıklıyorum :)

Biliyorum herkes Ece Aymer buluşması ile ilgili yazı ve fotoğraf bekliyor benden. Üzgünüm ama biraz daha bekleteceğim sizi :) Ani bir kararla tatile çıkmadan önce bir memleket ziyareti yapalım dedik ve Samsun'a geldik. Uzun bir aradan sonra ilk defa kardeşim ve ailesi, ben ve çocuklarım, hep birlikte Samsun'dayız. Tek eksiğimiz eşim... O da işlerinin yoğunluğundan dolayı gelemedi bizimle. Samsun'a gelmekle kalmadık, çevre il ve ilçeleri de geziyoruz. Sağ olsun kardeşim nereye istersek götürüyor bizi. Annemle beraber, dört büyük, dört çocuk, doluşup arabaya, geziyoruz :) Yolculuk sırasında biraz zahmetli olsa da, hepimiz çok keyif alıyoruz... 
Buradan cuma günü döndükten sonra da, on günlüğüne bir tatile gideceğiz. Bu arada Ece'nin semineri ile ilgili fotoğrafları düzenleyip ekleyebilirsem çok iyi olacak. Yoksa tatil dönüşüne kalacak. 
O kadar yayın yapıktan sonra, neden bir yazı yazmadığımı merak edersiniz diye düşündüm, haber vermek istedim :) 
Ama söylemeden edemeyeceğim, kaçıranlar üzülecek çünkü çok güzel bir gündü...

Şimdilik hoşça kalın...


4 Temmuz 2011 Pazartesi

Balkon Düzenleme ve Scooter Yenileme

Bu sene balkonumuzu geç kullanmaya başladık. Hem havaların bozuk olması, hem de aklımızdaki planları gerçekleştiremememiz buna sebep oldu. Balkonumuz fazla büyük sayılmaz ama keyif aldığımız bir yerdir. Hem benim güzelim çiçeklerimle de oldukça renklidir :) Balkonumuz çok fazla güneş alıyor. Önceleri şemsiye kullanıyorduk ama hiç pratik değildi. Güneşin yönü değiştikçe, onu da ayarlamamız gerekiyordu. rüzgarlı havalarda ters dönmesi veya uçma tehlikesi de cabası... 
İki senedir bu bambu storları kullanıyoruz ve çok rahat ettik. Pencerelere monte ettiğimiz gibi, balkonun tavanına çengellerle astık. Gerçekten güzel gölge yapıyor. Hem çiçeklerim hem de çocuklarım için iyi oldu. 
Zemine de çim halı serelim, balkonumuzda bahçe havası yaratalım istedik :) Ama önce boya yapılması gerekiyordu. boya yapmadan önce de benim oğlumun scooterini boyamam gerekiyordu.

Oğlum bu kocaman scooterini çok seviyor. Boyası yıpranmış ve kirlenmişti. Oğluma "bunu boyayalım mı?" diye sorduğumda havalar uçtu :) Çünkü o turuncu yerleri hiç beğenmiyormuş aslında...
Tekerleklerin etrafını kağıt bantla bantlayıp, sprey boya ile boyadım. 

Daha sonra eşim balkonu boyadı ve çim halıyı balkona göre kesti. Masa ve sandalyeleri de yerleştirdik. Pek sevdik...
Pati bile yerini buldu. Eski bilgisayar masasının altı, yazın onun yeri. Bakmayın minderde yattığına, fotoğraf için koydum minderi :) Yoksa minderi koydum diye girmezdi yerine. Biraz cins bizim oğlumuz :)

Pati'miz tamamen iyileşti. Herşey normale döndü.

İşte oğlumun siyah Ferrari'si :) Birkaç kat sprey boyayla boyadıktan sonra, yat vernik ile vernikledim.
Yalnız eşimin yoğun işelerinden dolayı bu sene fazla gezemiyoruz. Yoksa her akşam deniz kenarına inerdik. Biz serinlerken, çocuklar da eğlenirdi... Bu yaz böyle ne yapalım... İşin kötüsü artık büyüdüler ve dışarıya da çıkmak istemiyorlar. Evimizin önü bisiklet ve scooter sürmek için çok müsait. Kocaman boş bir alan var... Ev kuşu oldular :) Sürekli de canları sıkılıyor üstelik. Biz de şirin balkonumuzda faaliyet yapıyoruz.

Oğlumun bu scooter ile yokuş aşşağı uçtuğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız buyrunuz efendim :)


21 Haziran 2011 Salı

Lavanta Piramidi - Hayvan Figürlü Anahtarlıklar ve Bizden...

Okullar kapandı, çocuklar tatile girdi. Ben de dinlenmeyi hak ettim ama sanırım benim tatilim şimdi bitti :) Bilenler biliyor ama bilmeyenler için; çocuklarımın birbiri ile geçimsizliği beni çok yoruyor, ondan bahsediyorum... Daha önce de burada bahsetmiştim. Zamanınız varsa okuyunuz efendim.
Kızımın karnesinin hepsi beş ve ikinci sınıfa geçti. Oğlum da teşekkür belgesi ve başarı belgesi aldı ve yedinci sınıfa geçti. Bu seneyi de alnımızın akıyla bitirdik. Yine yüzümüzü güldürdü çocuklarımız. En önemlisi onların ve bizim emeklerimizin karşılığını almış olmamız tabii. Teşekkür ederim çocuklarım...
Tatil başladı ya, kızımın meşhur elişi kitabı çıktı ortaya :) Kızım başladı kitabı karıştırmaya, ne kadar yapamayacağı şey varsa seçiyor... İşin kötüsü daha kendisinin başlayıp bitirdiği bir şey yok. Sonunda hepsi benim başıma kalıyor. Neyse kolay bir şeyler seçti sonunda. "Anne bu lavanta kesesini yapmak istiyorum" dedi. Ben de sevindim, düz dikiş yapacak, içini dolduracak diye ama nerdeee... Kızım solak, bense sağ elimi kullanıyorum ve bir şey gösterirken çok zorlanıyorum. Baktım olmayacak "hadi ben dikeyim sen doldur" dedim, o da kabul etti. Ben diktim, kızım doldurdu. Üzerine de bir fiyonk yapıp, taktık ve bitirdik. Taktık mı? :) Bitirdik mi? :)

Ben seviniyorum tabii, kızımın gönlünü yaptım, hem de çabuk bitti diye. Fakat bu durum kızımın hoşuna gitmedi. Kitabı kurcalamaya devam etti. Hatta bir bez bebek seçer gibi oldu ama son anda vazgeçirdim :) Bir ara yün ve şişle de deneme yaptık ama onda da başarılı olamadık :( Elleri çok minik henüz...

Tam da "yırttım galiba, kendi işlerime dönebilirim" diye düşünürken, bu hayvan figürlü anahtarlıkları gördü. Malzeme yok dedim, keçe lazım dedim, ama vazgeçiremedim. Hadi o zaman bunu da yapalım dedik. Yapalım mı? :) 
Baykuş seçti yine kızım. Yine diyorum, çünkü çok seviyorlar baykuşları. Daha önce de baykuşlu çerçeveler yapmıştım onlara. 
Ne yapalım elimiz mahkum. Tatilde yaparız diye çıkmış ağzımızdan bir kere... Aldık eski t-shirtlerinden birini ve temizlik bezini, yapmaya başladık. Başladık mı? :)
Yine benim başıma kaldı anlayacağınız. Kızım sadece arada bir gelip, "kenarları şu renk olsun, gözleri burada olsun" gibi söylemlerle bana yardımcı oldu :) Öyle ufak olduğuna bakmayın, ayrıntıları minik minik çok uğraştırıyor anahtarlığın. 
Tam bitti, ben havaya kaldırıp kızıma gösterirken nasıl olmuş diye, oğlum "ben de istiyorum ama, maymun olsun" demez mi? Allah'ım sana geliyorum... :)
Oturmaktan sıkılmışım, işlerim yarım kalmış akşama da yemek yok. Ama ben bir maymunla uğraşıyorum :)
Lavanta kesesi kızımın çekmecesinde artık. Anahtarlıkları da okuldaki dolaplarının anahtarları için kullanacaklarmış. Oğlum maymunu zombiye benzetti, kızım da baykuşa pörtlek gözlü dedi :) Eleştirdiler ama yine de beğendiler. Eldeki malzemelerle bu kadar oldu ne yapalım...
Ben ne yaptım peki? Kitabı ortadan kaldırdım :) Ortalıkta olunca kitaptaki her şeyi yapmak istiyoruz çünkü :)

29 Mayıs 2011 Pazar

Üzme Bizi Küçücüğüm

Yakışıklı kedimiz Pati üç aylıktan beri bizimle. Şu anda iki yaşında ve ilk defa geçen gün hastalandı. Hastalığı da hala devam etmekte. Hastalığının ne olduğu henüz anlaşılamadı. Önce hafifçe aksamaya başladı. Sağ arka ayağında bir hassasiyet oluştu. Bir kaç gün hafifçe aksadıktan sonra geçer gibi oldu. Biz de fazla önemsemedik. Bir iki gün sonra tekrar topallamaya başladı. Biz geçer diye yine bekledik ama bu sefer geçmedi maalesef. Koltuğa çıkmaya çalışıp çıkamayınca, aldık veterinere götürdük. Veteriner ateşine bakıp, muayene ettikten sonra, "tırnağı kırılmış" dedi. Fakat bu aksamanın tırnak kırılmasından olmayacağını da ekledi. Ve bizi eve gönderdi.

Eve geldikten sonra, oturup oturup da ilk kalktığında sendeliyor sonra aksayarak yürümeye devam ediyordu. Sonraki gün biraz daha zorlandığını gördük ama veterinere gittiğimiz için rahattık. Fakat ikinci gün hiç yürümediğini fark ettim. Zorladığımda ise, arka ayaklarını kullanamadığını görünce nasıl üzüldüğümü anlatamam.

Veterineri tekrar aradık ve durumu anlattık. Bu arada, ne yemeğine, ne suyuna ne de tuvaletine gidebiliyor. Yemeğini ve suyunu yanına getiriyorum, o da yatarak yemeye çalışıyor. Allah'tan iştahı yerinde. Ara sıra da tuvaletine götürüp, deniyorum. Çiş yaptırmayı başardık ama iki gündür kakasını yapmıyor. Tuvalet konusunda çok hassas. Kendisi yapmak istiyor. Önceden beri kapatamadığı zaman bile çok rahatsız olurdu. Bunu nasıl halledeceğiz bilemiyorum doğrusu...

Dün sabah kedimizi tekrar veterinere götürdük. Kızımın yıl sonu partisi olduğu için doktor gelmeden Pati'yi bırakıp çıkmak zorunda kaldık. Doktor gelip muayene etmiş ve bir kortizon iğnesi yapmış. Bir de ilaç yazmış. Röntgen çekmemiş. Birkaç saat sonra gidip aldık kedimizi.

Pati öyle sakin, öyle uyumlu bir kedidir ki, hiç yaramazlık yapmaz, hiç sorun çıkarmaz. Bize sorulan sorulardan biri de, "bir yerden atladı veya düştü mü?" Pati'nin atladığı en yüksek yer, pencerenin önünden yere...
Nasıl oldu, niye oldu, hiç dışarı çıkmayan kedimizi bu dert nereden buldu? Bilmiyorum.
Bu yazıyı bu kadar ayrıntılı yazmamın nedeni de, belki daha önce birilerinin de başına gelmiştir ve bir yol gösterir. Veya birilerine, gelen yorumlarla birlikte yol gösterir...

Evde hayvan beslemeye karşı olan, eve kedi alınmaması için çok uğraşan ben, Pati için gözyaşı döküyorum. 
Pati evimize geldikten sonra, hayvanlara karşı bakış açım bile çok değişti. Evinde hayvan besleyip, onlara bağlananları daha iyi anladım.
Onu böyle aciz görmek içimi acıtıyor. O küçücük bir can...
Lütfen dualarınızı eksik etmeyin.


21 Mart 2011 Pazartesi

Tütü - Yelek ve Hafta Sonu Gezisi

Hani geçenlerde Eylül'e kapı süsü yapmıştım ya, hafta sonu kuzenimin görevli olduğu Kırklareli'ne onları ziyarete giderken hemen bu tütü ve saç bandını da yapıverdim. Hazır aldığım hediyelerin yanında kendi yaptıklarımı hediye etmeyi de çok seviyorum. Aslında bebişin üzerinde de fotoğraflayacaktım ama biz çıkarken o uyuyordu.
Yapılışı çok basit fakat yine de fotoğrafladım sizin için :)
Önce geniş lastiği belinin ölçüsüne göre kestim ve iki ucunu birleştirip diktim. Daha sonra tülden kestiğim şeritleri, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi, ilmek yöntemiyle lastiğe bağladım.

Lastik gergin dursun ve açılınca aralarda boşluk kalmasın diye, lastiği bir taburenin ayaklarına geçirdim. Bu tabureyi de boyamak için IKEA'dan almıştım :) Boyayacağım inşallah...

Sıkıştıra sıkıştıra tüm çevresini bu şekilde tamamladım.

Yine tülden bir çiçek yapıp, lastiğin birleşim yerine diktim. 

Keltoş bebişimizin başı da boş kalmasın dedim :) Tülden daireler kestim ve üst üste koydum. Alt kısmını da büzdürerek diktim. Lastik çok beyaz kaldığı için, üzerine, lastiği gerdirerek tülü diktim ki, büzgülü büzgülü dursun. En son olarak da, yaptığım çiçeği üzerine dikip bitirdim.

Kızım küçükken ona böyle birşey yapmamıştım. Şimdi bunun biraz daha büyüğünü, hem yeğenime, hem de kızıma yapacağım. Buz pateni yaparken giyecekler :)
Bu da daha önce örneğini yayınladığım yelek. Annem bitirmiş ve süslemiş. Bu modeli de çok beğeniyorum. 
Fotoğrafların üzerine tıklayıp, büyük hallerinden örneği çıkartabilirsiniz.

Ertesi gün de, Edirne'ye gittik. Selimiye Camii'sini ziyaret ettik.

Lara ve Volkan dua ettiler. Camideki ters laleyi incelediler.
Rivayete göre, caminin yapılacağı arsa üzerinde bir lale bahçesi bulunmaktaydı. Bu arsanın sahibi, başlarda arsasının satılmasını istememiştir. En sonunda,Mimar Sinan'dan camide bir lale motifi olmasını isteyerek arsasını satmıştır. Mimar Sinan da lale motifini ters olarak yapmıştır. Lale motifi bu arsada bir lale bahçesi olduğunu, ters olması ise sahibinin tersliğini temsil etmektedir . (Alıntı Vikipedi)

Daha sonra Selimiye Vakıf Müzesi'ni gezdik.
Sonra hep birlikte Edirne'nin kapalı çarşısına gittik. Annem ve eşim daha önce görmüşlerdi ama ben ilk kez gittim. Çok hoştu.

Bu sabunlara ise bayıldım. Hepsi ayrı güzeller... İnsanın yiyesi geliyor bunları... Hepsinden almak istedim :)

Bu tombul mankeni de oğlum çekti. Oradaki esnafın marifeti :) Büyük beden manken :)
Saraçlar Caddesi'nde gezdik ve çok beğendik. Edirne'nin ünlü ciğerinden yemeyi de ihmal etmedik. Ne kadar acıktıysak artık, fotoğraf çekmemişiz :)
Meriç Nehri'nin kenarına gittik. Doğanın ortasında çaylarımızı içtik. Hava çok soğuktu ama yine de çok güzel bir hafta sonu geçirdik.

Bloglar tam olarak açılmadı henüz. Ben evden sorunsuz görebiliyorum bütün blogları ama eşim ofisten, benim bloguma bakmak istediğinde, o malum kırmızı yazıyla karşılaşıyormuş... Yeter artık herşey normale dönsün!
Herkese mutlu ve sansürsüz bir hafta diliyorum...



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...